5 Şubat 2009 Perşembe

Güneş












Bir varmış bir yokmuş. Çooook eski zamanlarda dört yanı surlarla çevrili bir kalenin içinde yalnız bir kız yaşarmış. Her sabah güneşin yüzünü okşamasıyla uyanan kız hiç gülmezmiş. Göz yaşları sebepsiz yere akar, deniz olur, okyanuslara karışırmış. Gözyaşları ile suladığı, karanlıkta yaşayan bir de ağacı varmış. Ama ağaç bir türlü yeşermezmiş. O ağacın çiçek açacağı, her yeri yemyeşil yapacağı günü bekler dururmuş. Ama o gün hiç gelmezmiş. Ağacın kökleri odadan aşağı, bir alt kata, daha alta, dünyanın merkezine kadar uzamış...ama bir tane yeşil yaprak açmamış dallarında. Daha çok göz yaşı dökerse belki yeşerir diye daha çok ağlamış.

Günler geçmiş, güneş her gün dar, uzun pencereden kafasını uzatıp onunla konuşmaya başlar, bir kerecik içeri girmek için yalvarırmış. Ama küçük kız onu içeri almaz, ağacına zarar verir diye düşünürmüş. Ne zamanki güneş batar, ay ve yıldızlar gökyüzüne çıkar, küçük kız da pencerenin önüne geçer göz kırpan noktacıklara hayran hayran bakıp, ağacının altında yeşiller içinde oturduğu günü hayal edermiş. Ve her yıldız kayışında aynı dileği fısıldarmış...Ama yıldızların yapacak daha önemli işleri olduğundan, bu dilek bir türlü gerçekleşmezmiş.

Güneşin camdan küçük kızı ikna etmeye çalıştığı bir günün gecesi, küçük kız odasından çıkmaya karar vermiş. Soğuk bir kış günüymüş.Yeşil semsiyesini almış ve bir kaç yeşil yaprak toplamak için ormana gitmeye karar vermiş. Tam dev kapıdan çıkarken kapıdaki aslan: “Dur” demiş. “Nereye gidiyorsun?”
-Yaprak toplamaya
-Ne yapacaksın yaprakları? Hem bu kış günü nasıl yaprak bulacaksın? Hepsi kurumuş ve dökülmüşlerdir.
Küçük kız şöle bir düşünmüş,”Haklı olabilir bu Aslan” ama o gece bulmalıymış o yaprakları..çünkü ağacının yeşil halini artık gözlerinde canlandıramıyormuş, Rüyalarına bile girmez olmuş.Bir an önce o yaprakları bulup ağacın üzerine koymalı ve onu o şekilde görmeliymiş.
-Ama bu yaprakları bulmalıyım.ağacım için..benim için...bu çok önemli.
-Neden yaprakların kendiliğinden çıkmasını beklemiyorsun? Bahar gelince bütün ağaçlar çiçek açar, yeşillenir.
-Ama benim ağacım değil.
Kız ağlamaya başlamış. Aslan turuncu pofidik elleri ile kızın gözlerini silmiş ve
-Merak etme, Güneşi takip et, o sana yol gösterecek. demiş.
Küçük kız şaşırmış.
-Güneş mi?
Hiç güneşin bir gün gelip de ona yardım edebileceğini düşünmemiş. Ay ve yıldızlar o sonsuz karanlıkta bütün güçleriyle parıldarken, o gözleri kamaştıran, sıcaklığıyla kavuran güneş, tek başına nasıl olur da ağacına can verirmiş...hiç inanmamış Aslan’a...ve karanlıkta yeşil şemsiyesi ile ormana doğru yol almış.

Soğuktan elleri çok üşüyen küçük kız hiç yaprak bulamıyormuş...heryer kahverengi
çalılar, dallarla doluymuş. Birden çok kuvvetli bir rüzgar çıkmış, bütün gücüyle esen rüzgar küçük kızın yeşil şemsiyesini elinden alıp götürmüş. Çook uzaklara, gökyüzüne..yıldızlara ,aya...Ve yine başlamış ağlamaya..ağlamış, ağlamış...gözyaşları yağmura karışmış...o kadar çok ağlamışki....sel olmuş...akıntıda kaybolmuş. Gözyaşı denizinde çırpınırken bir ışık görmüş uzakta. Bir gemi sanki...ona doğru yaklaşan...Ufak bir gaz lambası ile yeşil yağmurluklu bir balıkçı gelmiş yanına...onu gözyaşı denizinden çıkarmış, küçük teknesine koymuş.

-İsmin ne senin küçük kız? Burada ne yapıyorsun?
-İsmim Yeşil. Yaprak toplamaya gelmiştim ama şemsiyemi kaybettim, sonra bir sel geldi ve beni bu denize getirdi.
-Demek yaprak topluyordun. Gördüğüm kadarıyla pek toplayamamışsın.
Hafifçe gülümsemiş alaycı bir tavırla.
-Evet, çünkü hepsi kurumuş, hiç yaprak yok ormanda.
-Ben bir yer biliyorum, eğer benimle gelirsen seni yemyeşil bir ormana götürürüm.
Küçük kızın gözleri parlamış..Yemyeşil bir orman mı? Hayal olmalı bu...
hayatı boyunca küçük odasında hayalini kurduğu yer burası olmalı
-Gidelim evet...çok isterim...ama çok az zamanım var...Güneş doğmadan evde olmalıyım.Evde bir ağacım var onu sulamam lazım.
-Tamam o zaman, hazır ol gidiyoruz.

Küçük kız o kadar yorulmuş ki, teknenin bir kenarına kıvrılıp uyuyakalmış. Saatler geçmiş, güneş doğmuş, ama o yeşil ormana henüz varamamışlar. Ve işte o sıra da güneş küçük kızı uyurken görmüş, yanına gelip herzaman yaptığı gibi yanağını okşamış. Kız ilk defa gülümsemiş...ama gözlerini açmadan büyük bir huzurla. Ve birden yeşil bir tepe belirmiş mavi dalgaların arkasında.
-İşte geldik..orası sana bahsettiğim orman. demiş balıkçı.
Ama küçük kız hala uyuyormuş, sanki yıllarca hiç uyumamış gibi , yüzünde hafif bir gülümseme ve huzurla. Yavaşca küçük kızı kucaklamış ve yeşil ormanın kıyısına bırakmış.
-Benim gitmem gerekiyor. Çoook uzak diyarlarda beni bekleyen biri var. Umarım hep ismin gibi yeşil kalır, hep mutlu olursun. Demiş ve uyuyan minik kıza çoook uzak denizlerden , çoook derinlerden çıkardığı cam bir şişeyi bırakmış ve dalgaların arasında yavaşça kaybolmuş.

Kız gözlerini yemyeşil bir ormana açmış. Dev ağaçlar,sanki rüzgarla danseder
gibi bir sağa bir sola salınıyormuş. Küçük kız gördüklerine inanamıyor, nasıl buraya geldiğini hatırlamaya çalışıyormuş. Birden elinde sıkıca tuttuğu şişeyi farketmiş. Ama içinde balıkçıdan bir not yokmuş..sadece su...Evet onu
balıkçı buraya getirmiş, yüzünü bile hatırlayamıyormuş...peki nerdeymiş şimdi...
O sırada Güneş küçük kıza seslenmiş
- Yıllardır benden kaçıyorsun...bir kere olsun beni görmedin. Ben hep yanı başında odandan içeri girmek için bekledim...Biliyorum o kadar sıcağımki sana çok yaklaşamam...ama ışığım yolunu aydınlatır...Ağacına hayat olurum...yeşertirim..bak burdaki tüm ağaçlar benim arkadaşım...izin ver dost olalım...
Küçük kız çok şaşırmış..Şimdiye kadar kaçtığı güneş aslında rüyalarını gerçekleştirecek, yüzünü gülderecek şeyin ta kendisiymiş. Ama birden düşünmüş ve sormuş:
-Ya peki Ay ve yıldızlar ne olacak? Ben onlarsız yapamam.
- Zaten onlar benim gece nöbetçilerimdi....sen onlara dileğini fısıldadığında ben duyardım...Ay geceyi aydınlatırken benim ışığımdı pencerenden içeri giren.
Küçük kız iyice şaşırmış...güneşe bakakalmış...ve yıllardır ona yaptığı büyük haksızlığı anlamış...
- Bundan sonra arkadaşız...herzaman odama gelebilirsin. Peki ben nerdeyim şimdi....nasıl giderim eve? Ağacım beni bekliyor.
- Burası zaten senin evin...ağaçların içinden yürü ve evini orda göreceksin.
Küçük kız ağaçların içinden yürümeye başlamış. Yüzünde daha önce hiç olmayan bir gülümseme..elinde gizemli balıkçının bıraktığı şişe. Bir kaç adım attıktan sonra aslında evinin arka bahçesinde olduğunu farketmiş. Koşarak kapıya yönelmiş. Aslan kapıda küçük kıza göz kırpmış...kız ona gülümseyerek selam verip hızla içeri girmiş Artık odasındaymış...ağacı hala yapraksız ve mutsuz onu bekliyormuş. Pencereyi açmış...Güneş oracıktaymış...Hemen içeriye girip ağacını sıcacık sarmalamış....Elindeki şişeyi farkeden küçük kız içindeki suyu ağacına dökmüş...dallarına..gövdesine...Artık gözyaşı ile sulamayacağına söz vermiş onu....
Ve işte o anda tomurcuklar belirmiş dallarda....ve sonra yapraklar...ve sonra rengarenk
çiçekler...Yeşil, yemyeşil gülümsemiş...sonsuza kadar yeşil kalacakmış

-Teşekkürler Güneş...Teşekkürler Aslan...Teşekkürler Balıkçı...

by Secil Ugur

Hiç yorum yok: